VADİLİLİ: SİYASİ ÇÖZÜM ÇIKARIMIZADIR

VADİLİLİ: SİYASİ ÇÖZÜM ÇIKARIMIZADIR

HABER TARİHİ: 31 Temmuz 2019
139 Kişi okudu

Yerbilim Mühendisleri Oda Başkanı Oğuz Vadilili, Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ve süreç hakkında Havadis Gazetesi'neönemli açıklamalarda bulundu:

KOMİTE TEKLİFİ: Vadilili: Hidrokarbonlar konusundaki teknik komite teklifi ilk defa Cumhurbaşkanı Akıncı tarafından BM nezdinde resmiyet kazanmıştır. Aslında bu Kıbrıslıların hidrokarbon oyununda aktör olma teklifiydi. Komite teklifini reddetmenin statükonun devamını talep etmekle eşdeğer olduğunu belirtti.

BORU İLE TÜRKİYE’YE: Vadilili: Adanın ekonomik alanları içerisinde bugüne kadar bulunan veya bulunması ihtimali olan rezervler ada olarak tüketim talebimizin çok üzerindedir. Bunun bölgedeki diğer gaz rezervleri ile birleştirilip dış piyasaya ulaştırılması gerekecektir. En ekonomik ve akılcı yöntem boru hattı ile gazın Türkiye’ye ulaştırılmasıdır

Yerbilim Mühendisleri Oda Başkanı Oğuz Vadilili, ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölgeleri’ni (MEB) tek taraflı ilan edebildiklerini ancak MEB’lerin tek taraflı sınırlandırılamayacağını kaydetti.

Vadilili, “Eğer 400 deniz mili içerisinde bir başka karşı devlet bulunuyorsa o zaman, devletlerden herhangi birinin MEB’le ilgili mutlak haklarını araştırıp kullanmaya başlamasından önce devletler arasındaki MEB’in uygun bir şekilde sınırlandırılması gerekir. Sorun hakkaniyet prensibine uygun olarak, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) öngördüğü şekilde karşılıklı anlaşma yoluyla çözüme kavuşturulması gerekir” dedi.

Bugün özellikle Kıbrıs adasının batısında yaşanan sorunların temelinin Türkiye ile Rum Yönetimi arasında çizilmek istenen kıta sahanlığı ve MEB sınırı sorunu olduğunu dile getiren Vadilili, Rum Yönetiminin adanın kıta sahanlığının ve MEB’nin olabildiğince büyük bir alan kaplamasını arzuladığını bu yönde de kamuoyu oluşturmaya çalıştığını kaydetti.

Oğuz Vadilili, Hidrokarbonlar konusundaki teknik komite teklifinin ilk defa Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı tarafından BM nezdinde resmiyet kazandığını belirterek, “Aslında bu Kıbrıslıların hidrokarbon oyunun da aktör olma teklifiydi. Biz Kıbrıslılar için Rum liderliğinin bu teklifi kabul etmemesi çok üzücü ve gelecek için kaygı verici olmalıdır” dedi.

Vadilili, komite teklifini reddetmenin statükonun devamını talep etmekle eşdeğer olduğunu da dile getirdi.

Oğuz Vadilili, öte yandan adanın ekonomik alanları içerisinde bugüne kadar bulunan veya bulunması ihtimali olan rezervlerin ada olarak tüketim talebinin çok üzerinde olduğunu söyledi ve bunun bölgedeki diğer gaz rezervleri ile birleştirilip dış piyasaya ulaştırılması gerekeceğini ifade etti.

Vadili, “En ekonomik ve akılcı yöntem boru hattı ile gazın Türkiye’ye ulaştırılmasıdır” dedi.

Yerbilim Mühendisleri Oda Başkanı Oğuz Vadilili, hidrokarbon konusunda Havadis’in sorularını yanıtladı.

Soru: Bölgemizdeki gaz potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Vadilili: Öncelikle çıkarılabilir değerdeki hidrokarbon (petrol-gaz) varlığından söz etmek için yüksek oranda organik madde biriktiren uygun kayaçların bir istif şeklinde jeolojik zaman boyunca çökeldiği  “sedimanter basen” varlığına ihtiyaç olduğunu söylemek gerekiyor.

Doğu Akdeniz’de yer alan önemli hidrokarbon arama alanlarını Nil Deltası Baseni, Heredot Baseni, Akdeniz Ortası Sırt, Eratostenes Denizaltı Tepesi, Levant Baseni, Lazkiye Baseni, olarak sayabiliriz. Kıbrıs adası civarında var olan bu basenler hidrokarbon biriktirmeye müsait koşullara sahip oldukları yapılan saha araştırmaları sayesinde bilinmektedir. 

Örneğin adamızın güneyinde bulunan Levant Baseni için  U.S. Geological Survey 1.7 milyar varil işletilebilir petrol ve 3.5 trilyon m³ işletilebilir doğal gaz varlığını tahmin etmektedir. Aynı şekilde Mısır’daki Nil Deltası Baseninde 6,3 trilyon m³  doğalgaz bulunduğu da bilinmektedir. Buradaki gazlarının toplamının keşifler bitince Dünyada (200 trilyon m³) ispatlanmış doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %5’i kadar olması öngörülmektedir. USGS bu basenlerdeki petrol ve doğal gazın piyasa değerinin yaklaşık 1,5 trilyon dolar olarak hesap etmektedir. Bu miktarı değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti’nin 2018 de tükettiği gaz miktarının 50 milyar m3 civarında olduğunu bilmekte fayda vardır. 

33,5 trilyon m³ İran, 32,3 trilyon m³ Rusya ve 24,3 trilyon m³ ile Katar’ın tek başına gaz rezervine sahip olduğu dünyamızda Doğu Akdeniz’deki ülkelerin toplamda 10 trilyon m³  gaz sahibi olmasının öngörülmesi ile bölge olarak küresel bir güç de olmuyorsunuz. Kendi coğrafyamız için ise çok önemli rakamlar bunlar. Örneğin Kıbrıs’ın 12 numaralı bloğunda Afrodit sahasında 129 milyar m3 gaz mevcuttur. Kuyunun 2025 yılında üretime alınacağı programlanmış durumda. Bunu göre ilk yıl yaklaşık 3 milyar m³ üretimle başlayıp kademeli olarak artırıp 2028 yılından itibaren 7 milyar m³ üretim değerine ulaşmasını hedeflemektedirler. Kuyudan gaz üretimini ise 2050 yılında sonlandırmayı planlamaktadırlar. 

Bir an için çıkan gazı elektrik üretimine kullandığımızı düşünelim, 2025 yılı içinadanın kuzeyinin ihtiyaç duyacağı miktar yaklaşık 450 milyon m³, tüm ada için ise yaklaşık 1.8 milyar m³ dür. Yani o yıl için üretilecek olan gazın yarısı tüm adaya yetiyor. Aynı şekilde kuyunun 7 milyar m3 üretim yapmaya başlayacağı 2028 yılına bakalım Kuzeyin ihtiyaç duyacağı miktar 550 milyon m³, tüm adanın ise 2 milyar m³ dür. Özetle tüm adanın elektriği 2050 yılına kadar Afrodit sahasında ki kuyunun ekonomik ömrü boyunca çıkarılacak gazın %20’si ile karşılanıyor. Kendi gazımızı kullanmaya başladığımızda ise elektrik fiyatlarının en kötü ihtimal yarı yarıya ucuzlamasını beklemekte son derece gerçekçidir.

Tabii ki bölgedeki tüm rezervler Nil ve Leveant Basenlerinden de ibaret değildir. Bunlara süreç içerisinde gaz bulundurması yüksek ihtimal olan Lazkiye baseni, Eratostenes Denizaltı Tepesi ve benzerleri de eklenecektir. Mesela Yavuz sondaj gemisi Lazkiye Baseni içerisinde kazı gerçekleştirmektedir. 

Ayrıca Kıbrıs adasından uzakta olsa da Türkiye’nin güneyinde Kaş açıklarında deniz içerisinde Anaximander Dağları bölgesinin aktif çamur volkanizması ve gaz hidrat alanları için önemli olduğu bilinmektedir. Çamur volkanları derin gömülmüş sedimanların gazdan arınma yoludur ve potansiyel gaz rezerv alanlardır.

Akdeniz’in açığında derin sularda yapılan keşifler büyük oranda günümüzden 4 – 5 milyon yıl (Alt Pliyosen) önce oluşmuş bulunan birimler içerisinde (genellikle kumtaşları) kapanlanmış gazlardır. Buna ek olarak bölgede açık denizde daha derinlerde daha yaşlı birimler içerinde (Miyosen ve Oligosen) petrol ve gaz varlığından söz etmek de yanlış olmayacaktır.

Şöyle ki, Doğu Akdeniz 7.2–5.3 milyon yılları arasındaki zaman dilimini kapsayan ve Messiniyen olarak adlandırılan jeolojik zaman içerisinde yerküre tarihinin son 20 milyon yılının en hızlı ve en dramatik paleocoğrafik değişimine şahit olmuştur. 

Akdeniz yaklaşık 500 bin yıl sürecek bir kuruma evresine girmiş, bölge 3 km kalınlığa varan büyüklükteki tuzçökellerinden oluşan çok büyük bir tuz havzasına dönüşmüştür. Bu olay Messiniyen Tuzluluk Krizi olarak da adlandırılmaktadır. Cebelitarık Boğazı’nın tektonik çökmeye bağlı olarak açılması sonucu Akdeniz tekrar hızla su ile dolmuş ve böylece kriz sonlanmıştır.

Bunun neticesinde Messiniyen yaşlı tuzlar örtü kaya olarak görev yaparak daha derinlerde bulunan Miyosen ve Oligosen yaşlı jeolojik birimler içerisinde de petrol ve doğal gazın evrimine ve birikimine önemli katkı sağladılar. Sığ denizde Levant ve Nil basenleri içerisinde bu birimlerde yapılan sondajlarda üretilebilir petrol ve gaz varlığı tespit edilmiştir.

Bu birimler içerinde petrol ve doğal gaz varlığı ve miktarı hakkında öngörüde bulunmak için  dünyada Oligosen-Miyosen (5,3 – 38,5 milyon yıl) yaş aralığında bulunmuş hidrokarbon (petrol-gaz) rezervlerini değerlendirmekte fayda vardır diye düşünüyorum. Dünyada toplam keşfi yapılmış rezervlerin yaklaşık %12.5’i bu zaman aralığındaki birimlerde bulunduğunu bilmekte fayda vardır.

Soru: Bölgede gaz aranmasına ne zaman başlandı ve süreç nasıl gelişti?

Vadilili: Bölgede enerji arama çalışmaları İtalyan Enerji şirketinin (ENI) 1961 yılında Mısır açıklarındaki Belayım sahasında petrol bulduğunu açıklaması ile başlar. Aynı şirket 1967’de yine Mısır’a ait olan Abu Madi sahasında doğal gaz yatakları olduğunu duyurur.  

Zamanla devlet teşebbüslerine ek olarak özel şirketlerin de açık denizlerde enerji arama çalışmalarına başlaması ve bu alana yatırım yapması, teknolojik imkânların gelişimini hızlandırır. Böylece günümüzde gelişen teknolojik imkânlar sayesinde derin ve ultra-derin sahalarda sondaj çalışması yapmak mümkün hale gelmiştir. İsrail gelişen bu teknolojik imkânlardan ilk faydalanan ülke olarak 1999 yılında kıyılarına yakın NOA sahasında ve 2000 yılında Mari-B olarak adlandırılan alanda küçük miktarlarda hidrokarbon yataklarını keşfetmiştir.

Bu keşifler bölgeye olan ilginin de artmasına sebep olmuştur. Bölgenin jeolojik yapısının daha iyi bilinmesi daha fazla rezervlerin keşfi amacı ile daha önceden de var olan saha çalışmalarının hız kazanması sağlanmıştır. Birçok sismik araştırma gemisi bölgede çalışmalar yürütmüştür. Bölge adeta nakış gibi işlenmiş durumdadır. Ayni zaman da bölgedeki hidrokarbonları anlatan yüzlerce uluslararası makale bulabilirsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti Dokuz Eylül Üniversitesi’ne ait R/V Koca Piri Reis Araştırma Gemisi ile 2011 yılında sahada var olmaya başladı. Elde ettiği veriler ışığında daha yüksek kapasitelere sahip Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi’ni TPAO bünyesinde satın alıp sahaya sürme gereği duymuştur. Barbaros 2014 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de sismik araştırma görevini yerine getiriyor.

Soru: Doğu Akdeniz’de ekonomik değeri yüksek gaz bulunan sondaj çalışmaları hakkında da bilgi verir misiniz?

Vadilili: Mısır açıklarındaki Nil deltasında sondaj çalışmaları yürüten Shell şirketi, 2004 yılı Şubat ayında Nil deltasının Kuzeydoğusundaki NEMED sahasında geniş miktarda hidrokarbon yatakları tespit ettiğini açıklamıştır. Bugün NEMED sahasında toplam 42 milyar m3 doğal gaz olduğu tahmin edilmektedir.

Bildiğiniz gibi, bölgedeki ilk büyük doğal gaz rezervi 2009 yılındaki Hayfa’nın yaklaşık 90 kilometre açıklarında İsrail’in münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) keşfedildi. Bin 700 metre sondaj derinliğinde bulunan rezervde 280 milyar m3 doğal gaz olduğu tahmin ediliyor. 2010 yılında Leviathan sahasında Hayfa’dan 130 kilometre açıkta ve bin 500 metre derinlikte 622 milyar m3 büyüklüğünün gaz rezervi bulduklarını açıkladılar.

2011 yılında Kıbrıslı Rumlar MEB ilan  ettikleri Limasol’un 160 kilometre güneyinde ve Leviathan sahasının 30 kilometre batısında yer alan 12 numaralı bloktaki Afrodit sahasında bin 700 metre sondaj derinliğinde 129 milyar m3 gaz bulduklarını açıkladılar.

Mısır kıyılarından 150 kilometre açıkta bulunan Zohr sahasında 849 milyar metreküp büyüklüğünde doğal gaz bulduğunun açıladı. Üretimin ise 2019 yılı sonunda başlaması ve yılda 30 milyar m3 doğal gaz çıkarmayı hedefliyor.

2018 yılında Mısır’dan yeni bir keşif daha oldu Nur sahasında yapılan keşifteki rezervin ilk tahminlere göre Zohr sahası kadar olduğu belirtilse de keşfi yapan ENI fizibilite çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

2018 yılında Kıbrıslı Rumlar 6. blokta İtalyan ENI şirketi Calypso sahasında fizibilite çalışmaları halen sürse de rezervin 169 milyar metreküp ile 226 metreküp arasında olduğu söylenmekte.

2019 yılında ise 10 numaralı blokta arama çalışmalarını sürdüren Exxon ve Qatar Petroleum ortaklığı Glaucus-1 isimli sahada ilk tespitlere göre 142 ile 227 milyar m3 aralığında büyüklüğe sahip bir doğal gaz rezervi tespit ettiklerini açıkladı. 

Ayni zamanda 2019 TPAO Yavuz ve Fatih isimli gemileri ile Kıbrıs açıklarında sondaj çalışmalarına başladı. Baf’ın 60 km batısında Fenike baseni içerisinde toplamda 5000-5500 metre derinliğe kadar Fatih Sondaj Gemisi ile kazı çalışması yürütülen Fenike 1 olarak adlandırılan lokasyonda sondaj çalışmasının artık son aşamada olduğunu biliyoruz.

Burası için Rum basınında çıkan rezerv haberlerini basından duyuyuruz. 170 milyar m3 civarında gazdan bahsediliyor. Öyle görünüyor ki bu haberler duyumlar üzerine yapılmıştır. Biliyorsunuz duyumlara inanmak ve ona göre hareket etmekte sağlıklı ve doğru olmaz. Esasen TPAO dan yapılacak olan açıklamayı beklemek gerek. Ancak şunu da söylemekte fayda var. Haberler TPAO tarafından ne doğrulanmış ne de inkar edilmiştir.

Yine Yavuz Sondaj Gemisi ise Karpazın yaklaşık 30 km güney doğusunda Lazkiye Baseni içerisinde sondaj çalışmalarına kısa süre önce başladı. Burada gazın bulunacağına umudum vardır.

Soru: Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) terimleri ne anlama geliyor? 

Vadilili: En kısa tanımıyla kıta sahanlığı kıyı devletinin deniz altındaki jeolojik doğal uzantısıdır. Kıta sahanlığı hukuki bir terim olarak ilk defa ABD başkanı Truman’ın 1945’te yayınladığı bir bildiride gündeme gelir. Kavram 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile son şeklini alır.  “kıyı devletinin karasularının ötesinde, bu devletin karasuları genişliğinin ölçülmesinde kullanılan esas hatlardan itibaren 200 mile kadar uzanan ve kara ülkesinin doğal uzantısı olan deniz yatakları ile bunların toprak altıdır” şeklinde tanımlanır.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), sahildar devletin esas hatlardan başlamak suretiyle 200 deniz mili mesafeye kadar ilan ederek tesis edebileceği bir deniz yetki sahasıdır. Önceleri devletlerarasında bir teamül olarak uygulanan MEB, 1982 BMDHS ile yazılı olarak düzenlenmiş ve uluslararası deniz hukukunun bir parçası haline gelmiştir. Buna göre belirtilen bölge 200 mil içinde kıta sahanlığının sahildar devlete tanıdığı tüm hakları aynıyla sahildar devlete verir. İlave olarak MEB 200 mil içinde kalan su kitlesindeki hakları da sahildar devlete bırakır.

Yani sahildar devlet kıta sahanlığı sınırları ile 200 millik mesafede deniz yatağında ve bu yatağın altındaki topraklarda canlı ve cansız bütün doğal kaynakları araştırabileceği, işletebileceği ve muhafazasını temin edebileceği gibi MEB ilanı ile de  kıta sahanlığına ek olarak balıkçılık için egemenlik, deniz çevresinin korunması için ayrıcalıklı yargılama yetkisi ve temel hava sahasında egemenlik hakları (enerji üretimi için rüzgâr) kazanır.

Soru: Doğu Akdeniz’de Adeta Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırları çizilme savaşı var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Vadilili: Ülkeler MEB’lerini tek taraflı ilân edebilir. Ancak tek taraflı sınırlandıramazlar. Eğer 400 deniz mili içerisinde bir başka karşı devlet bulunuyorsa o zaman, devletlerden herhangi birinin MEB’le ilgili mutlak haklarını araştırıp kullanmaya başlamasından önce devletler arasındaki MEB’in uygun bir şekilde sınırlandırılması gerekir. Sorun hakkaniyet prensibine uygun olarak, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) öngördüğü şekilde karşılıklı anlaşma yoluyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bugün özellikle adamızın batısında yaşananlar sorunların temeli Türkiye ile Rum Yönetimi arasında çizilmek istenen kıta sahanlığı ve MEB sınırı sorunudur 

Kıbrıslı Rumlar adanın kıta sahanlığının ve  MEB’nin olabildiğince büyük bir alan kaplamasını arzulamakta bu yönde de kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. MEB belirleme yöntemlerinden biri olan  ortay hat kuralını uygulayarak İsrail, Mısır ve Lübnan ile MEB anlaşması yaptılar. Böylelikle adanın o bölgesi için MEB’ini taşıyabilecekleri en ileri noktaya taşıdırlar. Ayni yöntemle Türkiye ile de adının kıta sahanlığı ve MEB sınırını belirleme arzusundadırlar.

Rum yönetimi ortay hat kuralını uygulayarak kıta sahanlığı ve MEB sınırı çizmek istemesindeki neden önce de söylediğim gibi kıta sahanlığını en ileri uca taşıyıp MEB oluşturmak gibi görünsede bunun perde gerisinde Türkiye-Yunanistan arasında Ege Denizi ve Doğu Akdeniz de yaşanan kıta sahanlığı krizi vardır. Olası bir TC-Yunanistan arasında kıta sahanlığı anlaşmasına Yunan tezleri lehine bir hukuki emsal oluşturmak isteme nedenini de yabana atmamak gerek. Hatta bence görünmez ama esas sebep de bu gibi duruyor. Nitekim Yünanistan da yaptığı açıklamalar vasıtasıyla Türkiye ile Yunanistan arasındaki kıta sahanlığının Girit, Kerpe, Rodos ve Meis Adası da dâhil olmak üzere en yakın Yunan adaları ile Türkiye arasından geçen ortay hatta dayandırılılarak kıta sahanlığı sınırı ve MEB ilan edilmesini talep etiğini açıklamaktan çekinmemektedir. Bunu da talep ederken de bence Türkiye’ye en yakın olan Kıbrıs adasında çizilen MEB sınırlarını emsal göstermeyi planlamaktadırlar.

Tabii bu etkinin doğal olarak da bir tepkisi oluşacaktır. Rum yönetiminin sınır belirleme yönteminin Türkiye tarafından onay almadığını kayda geçirmek ve Kıbrıslı Türkler’inde kıta sahanlığı içerisinde söz sahibi olduğunun ilanı için 2011 de Türkiye ile KKTC New York’ta  Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yer alan ve bir başka yöntem olan kıyı uzunlukları orantı prensibi ile kıta sahanlığı anlaşması imzalarlar. Ayni şekilde Rumların İsrail ile yaptığı MEB anlaşması hariç, Mısır ve Lübnan ile yapılanlar anlaşmalar için TC Dışişleri Bakanlığı nezlinde BM Genel Sekreterliği’ne nota verilir.

Son olarak da Fatih Sondaj Gemisi Türkiye’nin  Kıta sahanlığı olarak hak iddia edebileceği alanda Bafın batısında sondaj çalışmasına başlayarak o alanda hakkı olduğunu tescil etmek için sahaya iner. Yine Yavuz sondaj gemisi ise Kıbrıslı Türklerin adanın kıta sahanlığında hak sahibi olduğunu tescil etmek için oda sahada çalışmaya başlar.

Biz Kıbrıslılar yarı kapalı bir deniz olan Akdeniz’de MEB sınırlandırmalarının hakkaniyet prensibi çerçevesinde tüm ülkelerle karşılıklı anlaşılarak yapılması ve en önemlisi bu coğrafyadan Türkiye’nin de dışlanılması düşüncesine izin vermemeliyiz. Aksi  kanaatimce adada çözümsülüktüğün devamıdır, huzursuzluktur.

Hidrokarbonlar konusundaki teknik komite teklifi hep konuşulmuş olmasına rağmen ilk defa Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı tarafından BM nezlinde resmiyet kazanmıştır. Bu bence hidrokarbon konusunu satranç masasından kurtaracak ve bizlerin çıkarını korurken makuluyet çerçevesinde başkalarının da haklarını teslim edecek bir anlayışla konuları kıbrıslılar olarak bir masada konuşma fırsatı sağlayacaktı. Biz kıbrıslılar için Rum liderliğinin bu teklifi kabul etmemesi çok üzücü ve gelecek için kaygı verici olmalıdır. Umarım bu hatadan erken dönerler.

İlerde konunun Uluslararası Adalet Divanına (UAD) götürülmesi de bir alternatiftir. Ama kıbrıslılar olarak bilmeliyiz ki mahkemede bugüne kadar kıta sahanlığı sınırlandırma konularında adalardan yana karar da üretilmemiştir.

Siyasi çözüm Kıbrıs adasının çıkarınadır. Başka da bir alternatif yoktur. O komite üzerinden bu kıta sahanlığı anlaşmazlığı masaya yatırılıp konuşulabilinirdi. Biliyorsunuz Rum Yönetimi Kıbrıslı Türkleri by pass ederek Türkiye ile konuşmayı hep arzulamaktadırlar. Türkiye’nin salt Kıbrıslı Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsilcisi olarak kabul edip görüşmesi 45 yıldır süre gelen Türk dış politikasına taban tabana zıttır. Bu bilinmesine rağmen komite teklifini red edip, bu yönde talepler de devam etmek statükonun devamını talep etmekle eş değerdir diye düşünüyorum.

Soru: Biraz de gaz sektörü için ne gibi hazırlıklar yapıyoruz onu konuşalım…

Vadilili: Adanın ekonomik alanları içerisinde buğüne kadar bulunan veya bulunması ihtimali olan rezevler bizim ada olarak tüketim talebimizin çok üzerindedir. Bunun dış piyasaya bölgedeki diğer gaz rezervleri ile birleştirilip ulaştırılması gerekecektir. En ekonomik ve akılcı yöntem bir boru hattı ile Türkiye’ye gazın ulaştırılmasıdır. Çünkü Türkiye artan nüfusu ve büyüyen ekonomisi sebebi ile bölgemizdeki en önemli gaz tüketicisidir. Gazın alternatif yollarla salt Avrupa’ya ulaştırılması ekonomik değildir. Avrupa’nın 2040 enerji projeksiyonuna baktığınızda o yıllara kadar konvansiyonel yakıt (gaz, kömür, petrol..) tüketiminde azalmaya gideceği ve yerini alternatif enerji ile dolduracağını görmekteyiz. Yani Avrupa ada etrafındaki gazların uzun süreli alıcısı olma yönünde bir eğilim içerisinde olmayacaktır.

Biz Kıbrıslılar elde edilecek gaz gelirini nasıl kullanmamız gerektiğini anlamamız için çok iyi bir örnek olan özellikle Norveç örneğini iyi incelememiz gerektiği düşüncesindeyim.

Kıbrıslı Türkler olarak yapmamız gerekenlere gelince bizim kurumlarımızı geliştirmemiz gerek artık ‘Enerji’ ve ‘Doğal Kaynaklar’ ayrı çatılar altında değil bir bakanlık çatısı altında olması zamanı gelmiştir. Yasalarımızı güncellememiz, eksik olan petrol yasasını çıkarmamız gerekmektedir. Bu sektör bakanlar kurulu kararları ile idare edilemez.

Bugün TPAO bizim adımıza sahadadır. Güzel de kaç tane Kıbrıslı Türk Yerbilimci devlet adına gözlemci statüsünde de olsa oradadır? Yapılan işlemlerden kurumlarımız nasıl haber almaktadırlar? Kaç tane akademisyenimiz ögrencilerine gazın ülkede kullanımı üzerine örneğin doktora tezi hazırlatmaktadır? 

Bizim hidrokarbonlar konusunda oldukça saha tecrübesi fazla, profesör olmuş meslektaşlarımız vardır. Bunlar devlet tarafından hangi platformlarda dinlenme gereği duyuluyor? Bizlerin bir an önce kurumsallaşmamız gerekmektedir. 

Biz Kıbrıslı Türkler çoğu zaman sanki da gaz çıkmamış, çıkmayacakmış gibi yaşıyoruz. Gazı iyi yönetemezseniz gaz patlayıcıdır patlar!! yakıcıdır yakar!!

Devlet olarak sadece bir yıldır elektrikte gaz kullanmayı konuşmaya başladık. Çok ilginç ve bence birazda komiktir. Bu süreçte gazı nerden bulacaksınız diye raporlar yazan akademisyenler ile tanıştık. 4 adet gaz ile de çalışabilecek (çift yakıtlı) santral alımı memleketin en büyük sorunu haline geldi. Hala daha ihaleye çıkılamadı!! Bugüne kadar ki yapılan en sevindirici açıklama yenile Sn Enerji Bakanın yapmış olduğu adanın etrafında aranan doğal gaz imkanları reel politikalara dönüşebilir ve elektrik üretimi konusunda doğal gaz kullanılabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması açıklamasıdır. Kıbrıslı Rumlar onlar bizden kurumsallaşma konusunda çok ileridedir. Kurumlarını kurup kadrolarını oluşturdular. Hatta Vasiliko da bulunan elektrik santrallerindeki buhar türbünlerini gazla çalışabilecek duruma bile dönüştürmüş durumdadırlar.



ÜYE GİRİŞİ